Akupunktur Uzak Doğu Tao felsefesiyle 2000 yıl önce ortaya çıkan bir tedavi yöntemidir. Acus (iğne), puncture (batırma) kelimelerinden türetilmiştir, bedenin regülasyon kapasitesini arttırmak amacıyla vücut üzerinde bulunan belirli noktalara iğne batırılmasıyla uygulanır. 

  • Avrupa Geleneksel Çin Tıbbı ile 1700’lerde, Rusya ve Amerika ise 1800’lerde tanışmıştır.
  • Akupunkturun temel mekanizmaları için modern çalışmalar 1949 yılında, Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mao Zedong tarafından başlatılmıştır.
  • Bundan 10 yıl sonra akupunkturla ilgili araştırmalar eski Sovyetler Birliği’nde başlamış ve tedavi uygulaması haline gelmiştir.
  • 1971 yılında ABD Başkanı Nixon’un Çin ziyareti sırasında Çin’li hekimler akupunktur tedavisi ve anestezisi hakkında bilgi verip, uygulamaları göstermişlerdir.
  • 1979 yılında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) akupunktur tedavisini bilimsel bir yöntem olarak kabul etmiştir.
  • Üzerinde en fazla çalışmanın yapıldığı ve mekanizmasının ortaya konulduğu tamamlayıcı tıp yöntemlerinden birisidir.

Diş Hekimliğinde Akupunktur Kullanılan Durumlar

  • Pre ve postoperatif ağrı giderilmesi,
  • Anksiyete tedavisi,
  • Nevralji tedavisi,
  • Temporomandibuler eklem (çene eklemi) rahatsızlıkları,
  • Bruksizm (diş sıkma, gıcırdatma),
  • Burning mouth (yanan ağız) sendromu,
  • Xerostomia (ağız kuruluğu),
  • Öğürme refleksinin giderilmesinde

Oral Akupunktur

1950’lerde Kanadalı bir beyin cerrahı olan Wilder Penfield, hastaların beyinlerine düşük frekanslı elektrik akımı vererek uyarıların organlar üzerindeki etkilerini incelemiş ve organları temsil eden beyin bölgelerinin gelişi güzel dağılmadığını gözlemlemiştir. Evrendeki her şey (mikrosistem) daha büyük bir parçanın (makrosistemin) aynısıdır. Her bir küçük alan, büyük alanın yansımasına sahiptir.  Vücuttaki bu projeksiyon alanları somatotopi olarak adlandırılırlar.

Somatotopi, Latince ‘küçük insan’ anlamına gelen bir kelimedir. Homonculus korteksteki (beyin kabuğu) motor alanın büyüklüğüne göre çizilmiş bir insan resmidir. Buradaki organların büyüklüğü sinir sonlanmalarının sayısıyla doğru orantılıdır.
 
El parmaklarımızdaki ayırıcı dokunma duyusunun bu denli duyarlı olmasının nedeni bu yapıya ayrılan kortikal alanın büyük olmasından kaynaklanmaktadır. Bu temsili alanlara göre elleri ve ayakları kafasından büyük, gövdesi neredeyse kafası kadar, bacakları ve kolları çok küçük, kafası küçük, büyük dudaklı bir insan şekli çıkar. Dudakların büyüklüğüne göre ağızdaki duysal sonlanmaların çok olduğunu anlayabiliriz.

Bu bilgilerin ışığında 1960’larda Voll ve Kramer, yaptıkları çalışmalarla dişler ve akupunktur meridyenleri arasındaki bağlantıyı çözmüş, 1970’lerde ise diş hekimi Dr. Jochen M. Gleditsch ağız akupunkturunu geliştirmiştir. Buna göre dişler bir mikrosistemdir ve vücuttaki bütün organların yansımaları burada görülür. Bu, diş hekimliğinde çok sık rastladığımız fakat anlamlandıramadığımız bir olaydır.

Örneğin, hiçbir çürüğü veya diş eti hastalığı olmayan bir kesici dişi düşünün, hasta dişinin ağrıdığını söylüyor. Diş hekimi bu ağrının olması için herhangi sebep göremediği zaman vücutla bağlantısını düşünmelidir. Çünkü her dişin vücuttaki organlarla ilişkisi vardır. Bu ilişkiler karşılıklıdır. Bir taraftaki problem önünde sonunda diğer tarafta sorun yaratacaktır.
 

Vücuttaki her semptom, bir sinyal; vücuttaki bir şeylerin yanlış gittiğine dair bir uyarıdır. Ağız bir mikrosistem olduğundan, vücuttaki olumsuz sinyaller birçok defa ilk olarak burada belirti verebilir. Görülmesi kolay bir bölge olduğu halde tıp doktorları burayı vücuttan ayrı bir bölge gibi değerlendirip dikkate almamaktadırlar. Ancak vücutta oluşan tüm sistemik hastalıkların hemen hepsinin ağızda bazı belirtileri vardır. Bu sebeple tedavi programlarının sadece görünür probleme yönelik olmayıp, hastanın fiziksel ve mental durumunun dengesi de göz önüne alınarak yapılması gerekir. Burada önemli olan “Ağızdaki problem lokal kaynaklı mı yoksa sistemik kaynaklı veya yansıyan bir sorun mu?’’ sorusunun cevabıdır.

Dil Teşhisi

Dil de dişler gibi bir mikrosistemdir ve vücuttaki bütün organların yansımaları burada da görülür. Dile bakılarak vücut enerji düzeyleri, asit-alkali derecesi, hidrasyon durumu anlaşılabilir. Dilde teşhis yapmak için hastanın doktora gelmeden önce acılı, körili, ekşi, sıcak şeyler yememiş olması gerekir, çünkü bu yiyecekler dilde geçici bir kırmızılık oluşturur. Sigara içilmiş olması dili sarıya döndürdüğü için birkaç gün sigara içilmeden ve dil fırçalanmış olarak gelinmesi gerekir. Çeşitli ilaçlar da dilin rengini değiştirebilir. İlaçların dile etkileri farklıdır:

Sigara içilmiş olması dili sarıya döndürdüğü için birkaç gün sigara içilmeden ve dil fırçalanmış olarak gelinmesi gerekir. Çeşitli ilaçlar da dilin rengini değiştirebilir. İlaçların dile etkileri farklıdır:

  • Uzun süre antibiyotik kullanmak dilde soyulmaya neden olabilir.
  • Astım ilaçları (bronkodilatatörler) dilin ucunun kızarmasına neden olur.
  • Diüretikler dilin üzerindeki kaplamanın kaybolmasına neden olur ve uzun yıllar kullanılması dilde soyulmaya neden olur.
  • Anti-inflamatuar ilaçlar dilde kırmızı noktalara ve daha ince bir dil yapısının oluşmasına neden olur. Bu ilaçlar yıllarca kullanılırsa dilde soyulmalar olur.
  • Kanser ilaçları dilin üzerinde siyah kuru kalın kahverengi- siyah bir kaplama oluşmasına neden olur.
  • Steroidler dilin kırmızı ve şişmiş olmasına neden olur.

Modern Batı tıbbı, dilin sistemik hastalıkların bir aynası olduğunun farkındadır ve dildeki belirtilerin isimlerini hastalıklar üzerinden açıklamaktadır. Ama geleneksel Çin ya da Hint tıbbı teşhisi çok farklı bir şekilde koyar. Dilde teşhis yapmak için: 

  1. Dilin hareketleri
  2. Dilin boyu ve şekli
  3. Dilin rengi ve kaplaması
  4. Dilin alt yüzeyi
  5. Dildeki izler ve nemlilik durumu incelenir.

Batı Tıbbına Göre

Normal dil: Pembe renkli, orta kalınlıkta; çatlak, ülser ve diş izleri bulunmayan, üzerinde hafif beyaz nemli bir kaplama olan dildir. 
 

Soluk ve beyaz dil: Kanda hemoglobinin eksik olduğu anlamına gelir, bu da yorgunluk ve uyuşukluğa neden olur.

Kırmızı dil: Bazı besinlerin eksikliği, özellikle demir ve B vitaminlerinin eksikliğini gösterir. B vitaminleri enerji metabolizması, hücre büyümesi ve sinir sisteminin düzgün
çalışması için gereklidir.

Mor dil: Yüksek kolesterol ve kalp sorunlarına yol açabilecek damar tıkanıklığı anlamına gelebilir.
 

Dilde ince beyaz kaplama: Dilin üzerindeki ince beyaz kaplamanın sağlıklı ve normaldir. Ancak bu kaplama kalınlaşırsa oral candidiazis (mantar) var demektir, bazen kullanılan antibiyotikler sonrası gelişebilir.
 

Dilde kaplama olmaması (pürüzsüz dil): Sindirim sisteminde gıdaları yıkan enzimlerin düzgün çalışmadığının belirtisidir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

filoterapi
Gömük Dişler
Holistik Diş Hekimliği