“Hasta ne kadar rahatsa diş hekimi de o kadar rahattır” inancı diş hekimleri arasında yaygındır. Günümüzde diş hekimleri, hastaların dental anksiyete (kaygı) düzeyini azaltmak için tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar çok fazla seçeneğe sahiptirler. Buna rağmen hastaların dental anksiyetelerini azaltma konusunda son 50 yıl içinde hiçbir ilerleme kaydedilememiştir. Dental tedavi ve analjezi konusunda geliştirilen pek çok  ilerlemenin ne yazık ki buna çok fazla  katkısı olamamaktadır. Pek çok hasta parasal sorunların yanı sıra korku sebebiyle diş hekimine gitmektense ağrı çekmeye katlanmayı tercih etmektedir. Sonuçta oluşan diş kayıplarını ve estetik görünümde bozulmayı tolere edebilmektedirler.

Sosyoekonomik seviyesi yüksek olan kişiler arasında bile bu korku dolayısı ile dişhekimine ağrı olmadan düzenli olarak gelmememktedirler. Yüksek dental anksiyöz hastaların tedavisi daha uzun sürmektedir. Bu hastaların randevularına geç kalma ve randevu iptal etme oranları diğer hastalara göre çok daha yüksektir.   

Dental anksiyete sebebi organizmanın bir tehlike beklentisi içinde olmasıdır. Bu nedenle beden gerilir, kalp ritminde artış (taşikardi), kalp kasılma kuvvetinde, kan basıncında artış, pupillada (göz bebeği) genişleme, mide ve barsak hareketlerinde azalma, hiperglisemi (kan şekerinde yükselme), kan koagülasyon faktörlerinde artış gibi fizyolojik değişiklikler olur. Bu değişikliklerin hepsi organizmanın gerçek bir tehtid algılaması durumunda yani korku ve kaygı durumlarında ortaya çıkar ve organizmayı uyararak savaş ya da kaç emrine göre hareket etmeye yönelik olarak gerçekleşir. Bu durumda sempatik system işin içindedir. Gerçek bir tehlike karşısında oluşan bu fizyolojik belirtiler sağlıklı tepkilerdir ve “korku” olarak adlandırılır. Fakat tehlike aşikar değil fakat beklenilmekte ise yine aynı uyarılma (arousal) tepkileri ortaya çıkar ve “adaptif anksiyete” adını alır. 

Diş hekimini muayenehanelerinde alınan tedbirler ile muhtemel bir zarar hemen-hemen sıfırlanmıştır. Buna rağmen kişilerde ilk muayene öncesi bir anksiyete oluşması da normal olup tedavi olmaya engel teşkil etmediği sürece sorun olmaz. Fakat bu anksiyete bazı hastalarda normal düzeyin üzerinde olduğunda kişi muayene olmaktan bile kaçınabilir. Kişinin bu kaçınma davranışı randevuları ertelemeden, senelerce muayenehaneye girmemeye kadar geniş bir skalada derecelenir. 

Dental anksiyete genel olarak beklenen ağrıya karşı gelişir. Ağrı ve anksiyetenin birbirini beslediği eski çağlardan beri bilinmektedir. Ağrı beklentisi anksiyete doğurur, bu anksiyete de ağrının daha şiddetli hissedilmesine sebep olur. 

Bir başka korku sebebi de hastanın kendi kontrolünü elinden kaçırma ve teslim olma duygusundan hoşlanmamasıdır. Bazı hastaların hekimin gözlüğünden ya da reflektörden yansıyan görüntüyü sürekli izliyor olması bundan kaynaklıdır. Pek çok hasta aletlerin sesinden hoşlanmadığını söylediği halde kulaklıkla müzik dinlemeyi tercih etmemektedir.. Bu tercihin altında muhtemelen ortamdan kopma ve kontrolü kaybetme duygusundan hoşlanmamaktır.

Dental anksiyeteteye sahip olan bazı hastalarda da olumsuz bilgilenme, olumsuz deneyimlere şahit olma ve olumsuz şartlanma vardır. Diş hekimi ile geçmişte yaşanan olumsuz bir deneyimin dental anksiyetenin olumsuz şartlanmasında önemli bir katkısı bulunmaktadır. Şartlanma ile (doğrudan) oluşan anksiyetedeki fizyolojik ve davranışsal tepkiler diğer (dolaylı) yollar ile oluşan anksiyeteye göre daha belirgin olmaktadır. Oysa her diş tedavisi birbirinden bağımsızdır ve her tedavide yaşanacak olan duygular birbirinden farklıdır.

Dental anksiyete özellikle çocuklarda sık görülmektedir. Burada çocuğun yaşadığı deneyimlerin haricinde pek çok dinamik görülmektedir. Hala ebeveynler tarafından uslu durmaz ise doctor ya da hemşirenin iğne yapacağı tehtidi ile büyüyen çocuklar bulunmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan tedaviden kaçınma davranışı toplum sağlığı üzerine ağır bir maliyet olarak yansımakta ve bu nedenle hekimlerin konu hakkında eğitilmelerinin gereği üzerinde durulmaktadır. Bazı çocuklar dental anksiyeteye henüz anne karnındayken sahip olmaktadır. Annenin korkuları ve kaygıları çocuk tarafından anne karnında öğrenilmekte ve kendisi de sebepsiz korkular geliştirmektedir. Çocukların çok küçük yaşlarda ebeveynlerinin dental tedavilerine eşlik etmeleri, orada hekimle ilk ilişkilerinin kendi tedavisi olamamsı gerekmektedir. Diş hekimi muayenehanesine gitmenin normal bir davranış olduğunu öğrenmeli, dişhekiminden dişlerini güzel fırçaladığı için ödüller almalı, hatta bir kaç gelişten sonra annesi ya babası gibi koltuğa oturup ağzını göstermeye kendisi hevesli olmalıdır.
Tedavi için koopere olunamayan hastalarda intravenöz sedasyon, genel anestezi ya da hipnoz kullanılabilir. 

Yan etkinin olmadığı maddi olarak daha ucuz ve daha kalıcı olarak kullanılabilen yöntem hipnozdur. Hipnoz dental hastalarda başarılı bir biçimde uygulanabilmektedir. Hipnoz ile sedasyon, gevşeme, analjezi, anestezi yapılabildiği gibi doğrudan anksiyete üzerinde çalışılarak anksiyete tedavisi gerçekleştirilebilir. Bu tedavide direkt telkin (hipnoterapi) kullanılabileceğ gibi etiyolojiye özgü bir çalışma (psikohipnoterapi) da gerçekleştirilebilir. Birey bir kez hipnoza alındığında otohipnoz öğretilerek sonraki seanslarda hipnotik endüksiyon zorunluluğu ortadan kaldırılabilir. Dental anksiyete tedaviden önce, tedavi esnasında ve tedaviden hemen sonra devam eder. 

Dt. Tijen Dürer

Bunlar da İlginizi Çekebilir

ağız içi kanserler
ağız kokusu
diş çürümesi